Yaşamımızın daha anlamlı, daha kaliteli olması amacıyla, geleceğimizi, bugünden belirlemenin önemi, hepimiz için kaçınılmaz sanırım. Bireysel vizyonumuz, yarınımızın bugüne izdüşümüdür, gelecekte olmak istediğimizin bu günden tasarlanmasıdır. Bireysel vizyonumuz, bize sadece ne olmak istediğimizi değil, bunu nasıl gerçekleştireceğimizi de gösterir, yani ilke ve değerlerimizi de içerir. Bu yüzden bireysel vizyonumuz yaşam felsefemiz ile de yakından ilintilidir. Buna karşın bireysel vizyonumuzu belirlemek için yaptığımız çalışmalar da yaşam felsefemizi etkiler. Eğer bir vizyonumuz yok ise, ulaşılabilecek hedeflerimiz de yok demektir.
Bu girişten sonra; sizlerle 2 varsayımdan bahsedeceğim. Lütfen üzerinde düşünün.
1. Varsayım: Şu anda 20 yaşındasınız. Bundan 50 yıl sonra, 70 yaşınıza geldiğinizde neler yapmış olmak isterdiniz? Bu öyle bir nokta olmalı ki geriye dönüp baktığınızda “Keşke şunu da yapmış olsaydım veya şöyle yapmış olsaydım.” dememelisiniz.
2.Varsayım: Bir an için kendi cenaze töreninizi (ya da anma gününü) göz önüne getirin. Törende dört kişi konuşma yapacağını varsayalım :
• 1. konuşmacı aileniz ve akrabalarınız arasından birisi.
• 2. konuşmacı dostlarınızdan biri ve bir insan olarak sizi anlatacak.
• 3. konuşmacı işyerinizden ya da mesleğinizden.
• 4. konuşmacı da hizmet verdiğiniz toplumsal bir kurumdan.
- Tüm bu konuşmacıların sizinle ve yaşamınızla ilgili neler söylemelerini istersiniz?
- Sizi, nasıl eş, anne, baba, evlat, akraba, dost, iş arkadaşı, meslektaş, vatandaş olarak yansıtmalarını istersiniz?
- Törene katılanların sizde ne tür bir kişilik görmüş olmalarını, ne tür başarılarınızı ve katkılarınızı hatırlamalarını isterdiniz?
Biliyorum; insanın kendi ölümünü düşünmesi, çok sevimli bir durum değil. Ancak, gerçek sonuçları almak için bazen, çok yoğunlaşmak gerekir. Bahsettiğimiz 2 varsayım da, bireysel vizyonunuzun ortaya çıkmasında size yol gösterecektir. Lütfen; kendiniz için zaman ayırın ve kendi üzerinizde düşününüz. Yanıtlarınız hazır olduğunda yazımın devamını okumaya devam edebilirsiniz.
Peki; bireysel vizyonumuzu nasıl belirleyeceğiz? Bunun için 2 sorunun yanıtını bulmamız gerek. 1. Ben ne olmak istiyorum? 2. Ben Kimim(Neyim)?
• 1.si; “ne için yaşıyorum ?” ya da “yaşamımın anlamı ne?” sorularının özel bir halidir.
• 2.si; ilke ve değerlerimizle ilgilidir. Çünkü ilke ve değerlerimiz kendimizi tanımlamamızda önemli bir araçtır.
1. Ben ne olmak istiyorum? : İnsan sosyal bir varlık olarak, yaşamı boyunca farklı roller oynarlar. Biz de bu roller üzerinde duracağız ve uygulama yapacağız. İlk olarak; bugün(şu an) oynadığınız rolleri düşünmenizi ve yazmanızı istiyorum. Örnek olarak; baba, eş, evlat, dayı, vatandaş gibi. Bütün rollerinizi göz önüne getirin ve hepsini sıralayın. Ardından, ileride, bundan 40 yıl sonra oynayacağınız olası rolleri listeleyin. Hayal gücünüzü sınırlamayın. Tabii ki şuandan gelen rolleriniz de olacak listede ama yenileri de olacak. Belki torununuz olunca dede olacaksınız, çocuğunuz olunca baba vs. 2 ayrı sütunda, 2 ayrı listeyi hazırladıktan sonra, düşünün. “Yaşamınızı hangi rollerle oluşturmak istiyorsunuz? Yaşamınıza yön verecek roller nelerdir?”. Tüm roller içerisinden seçin, önceliklerinizi tekrar listeleyin. Çıkan roller, artık sizin, yaşamınıza yön veren roller olacaktır.
2. Ben Kimim(Neyim)? : Yanıt; değerlerimizde saklıdır. Değerlerimizi tanımlamakla hem kim olduğumuzu, yani öz benliğimizi tanımlamış olacağız, hem de gelecekte ulaşmayı düşlediğimiz noktalara nasıl, yani hangi yolları izleyerek ulaşabileceğimizi belirlemiş olacağız. “Değer, algıladığımız varlıklara atfettiğimiz önemdir.” Değerlerimizi, kendi subjektif (Soyut) duyularımıza göre ölçeriz. Çünkü değerler, varlıkların gerçekte ne olduğundan çok, bizim onu algılayış biçimimiz ve ona atfettiğimiz öneme göre anlam kazanır. Örnek verelim: Dürüstlük, iyi niyet, sağlık, para, mutluluk, vatan, millet, özveri, sadakat.. Düşünün ve kendi değerlerinizi sıralayın. Listeyi geniş tutun, kendinizi sınırlamayın. Az yada çok sizin için önemli tüm değerleri listeye ekleyin. Taa, ki “Evet, yaşamım, bunlar üzerine kurulu, bunlar dışındaki hiçbir şey benim için bir anlam ifade etmiyor!” diyene dek… Şimdi soracağım soruya yanıt verin. “Ortaçağda zalim bir kralın elindesiniz… Size diyor ki “Eğer X değerinden vazgeçmezsen seni öldürürüm!” Bu arada başınız bir giyotinin içinde, kurtuluş ümidiniz yok ve yaşamınız vereceğiniz cevaba bağlı… Bu manzarayı yaşayın, hissedin ve kendinize karşı dürüst olun: Gerçekten hangi değerleriniz uğrunda ölüme gidersiniz?” İşte; bizi tanımlayan ve bize yön gösterecek olan değerler, uğruna öleceğimiz ve önem sıralamasında en üstte yer alan değerlerimizdir. Listenizde kalan değerlerinize bakın ve şunu düşünün. “Şu an yaşamınıza yön veren değerler bunlar mı?”. Yanıtınız evetse; çalışmamız amacına ulaşmış demektir.
Ne olmak istediğimizi, yaşamımızın anlamını bulduk. Kim yada ne olduğumuzu da tanımladık. Yaşamımıza yön veren rolleri ve değerleri sıraladık. Artık; bireysel vizyonumuzu oluşturabiliriz. Sizlerden beklediğim, sadece 1 cümle. Ama öyle bir cümle ki, tüm soruların yanıtlarının içerisinde yer aldığı bir cümle. Sizi anlatan, size rehberlik eden bir cümle. Bu cümle ki; yarın yaşamın güçlükleri ile karşılaştığınızda açıp bakabileceğiniz, size güç veren, nerede olduğunuzu ve nereye gideceğinizi gösteren bir pusula niteliğinde olmalı.
Hadi bakalım : “ Ben, ………………………………………………………………………”
10 Mayıs 2008 Cumartesi
28 Nisan 2008 Pazartesi
2 MART 2008

2 Mart 2008 Pazar. Oğlum ve ben, arkadaşım Metin’in evine gidiyoruz. Beşiktaş ile Galatasaray’ın lig maçı var, hem izlemeye hem de sohbet etmeye. Yolda giderken oğlumun bir hayali olduğunu ve bunu ilk kez benimle paylaştığını öğrendim. Bu hayalini, hayal olarak değil ama istek yada arzu olarak annesiyle de paylaşmıştır önceden belki. Ancak, ilk kez bana bir hayalinin olduğunu söylemiş ve benimle paylaşmıştı oğlum. Şaşırdım önce, sonra dinlemeye devam ettim. Üstelik aramızda kalmasını da istiyordu. Bir sırrımız olacaktı. Kendimi çok önemsedim bir an. Mutlu oldum tabii..
Hayaline gelince…
“Çok güzel, geniş, içinde yüzme havuzu olan, bahçeli bir evimizin olması” diye tanımlamıştı hayalini. Hatta buna ulaşmak için ortalama bir plan bile hazırlamıştı. Önce ben bir gerçek bir iş bulup para kazanmaya başlayacaktım, kazanabildiğim kadar. Annesi zaten çalışıyor ve para kazanıyordu. Onun ve benim kazancımdan harcamalarımızı ayırıp, kalan paradan biriktirerek, birkaç yıl içerisinde böyle bir ev alabileceğimizi düşünüyordu. Ben son derece dikkatli, oğlumun hayalini yok etmemeye özen göstererek, bu sürenin biraz daha uzayabileceğini ama sabırlı olursak başarabileceğimizi söyledim. Olsun dedi, olsun da geç olsun ama olsun. Ben de inşallah dedim ve sonra düşünmeye başladım.
Hani eğitimci olarak yada psikolojik danışman olarak, davranışların altında yatan düşünceleri sorgulamak, nedenlerini irdelemek ana vazifemiz ya. Düşündüm ben de. Neden böyle bir hayali olduğunu. 10 yaşında bir çocuk olarak, çok daha farklı ve hatta ulaşılamaz, ütopik hayaller kurabilecekken, neden bu kadar gerçekçi ve somut, maddiyata dönük bir hayal yaratmıştı?
Ve birkaç yanıt buldum kendimce. Bunlardan ilki, oğlumun yetiştiği sosyal çevrede, arkadaşları arasında, çok sayıda zengin, güzel evleri olan çocuklar vardı. Bazen onların doğum günlerine katıldığında evlerinin hatta odalarının ne kadar güzel olduğunu, akşam geldiğinde annesine ve bana anlatırdı. İleride bize ait böyle bir evin olmasını dilerdik arkasından. Yaşadığımız evin durumu da göz önüne alındığında, üzülerek de olsa, bu duygu ve düşünceleri kabul etmemek imkansızdı.
Bulduğum bir başka yanıt ise, az önceki ilk durumu önemsemediğini düşünsek bile, var olan kendi odası ile ilgili düşünceleri ve beklentileriydi. Küçük ve sıkışık bir odada, kendine ait, hayal dünyasına ait bir odaya sahip olmaması, üzüyordu onu. Öyleydi gerçekten de. Bir çocuk odası, oğlumun odası, daha güzel ve ona layık olmalıydı. Ama değildi.
Bir diğer yanıt; annesiyle benim aramdaki diyaloglarda, annesinin var olan ve kiracı olarak yaşadığımız evimizle ilgili, belki de haklı olarak sitem ettiği ve hatta onu kızdıran durumlarda saklı. Yaşam düşüncemize göre uygun olmayan ancak bir türlü değiştiremediğimiz bir evde yaşıyor olmak hepimizi olumsuz etkilemekte ve mutsuz etmekteydi. Bunu değiştirmek için baba olarak benim de bir şey yapmadığım düşüncesi, annesini üzmek ve sinirlendirmekle birlikte hepimizin kafasında yer edinmişti bir kere.
Hangi yanıt, hangi neden olursa olsun, oğlumun hayalinin ya da hayallerinin bu kadar gerçek bir boyutta sıkışıp kalması benim için fevkalade hüzün verici. Bir baba olarak ilk görevim, havuzlu bir eve sahip olmak değil belki ama ailemle ilgili yaşam standardını oluştururken, özellikle oğlumun hayal gücüne zarar vermemek, onun olabildiğince özgür düşünen, yaratıcı, özgüven sahibi bir birey olmasını sağlamaktı. Yaşamla mücadele ederken karşılaştığımız zorluklar karşısında galip gelerek, oğluma, Utku’ma iyi bir gelecek hazırlayabilme gayreti içerisindeyken, o da normalden hızlı olgunlaştığı görmek hem sevindirici hem de üzüntü vericiydi. Hele işimin ve mesleğimin, çocukların ve gençlerin, geleceğe sağlıklı ve mutlu ulaşmaları için rehberlik yapmak olduğunu düşünecek olursanız, özellikle kendi oğlum için biraz daha özen göstermem gerektiğini gösteriyordu bana.
Hani ne derler bilirsiniz!.. “Terzi kendi söküğünü dikemezmiş.”. Böyle olmaması ve oğlumun bu hayaline ve daha sonra oluşturacağı hayallerine ulaşması için daha çok çalışmalıyım. Maç ne mi oldu? İnanın hatırlamıyorum. Çünkü ben kendi mücadeleme odaklanmıştım ve maçın bitmesine çok zaman vardı.
Hayaline gelince…
“Çok güzel, geniş, içinde yüzme havuzu olan, bahçeli bir evimizin olması” diye tanımlamıştı hayalini. Hatta buna ulaşmak için ortalama bir plan bile hazırlamıştı. Önce ben bir gerçek bir iş bulup para kazanmaya başlayacaktım, kazanabildiğim kadar. Annesi zaten çalışıyor ve para kazanıyordu. Onun ve benim kazancımdan harcamalarımızı ayırıp, kalan paradan biriktirerek, birkaç yıl içerisinde böyle bir ev alabileceğimizi düşünüyordu. Ben son derece dikkatli, oğlumun hayalini yok etmemeye özen göstererek, bu sürenin biraz daha uzayabileceğini ama sabırlı olursak başarabileceğimizi söyledim. Olsun dedi, olsun da geç olsun ama olsun. Ben de inşallah dedim ve sonra düşünmeye başladım.
Hani eğitimci olarak yada psikolojik danışman olarak, davranışların altında yatan düşünceleri sorgulamak, nedenlerini irdelemek ana vazifemiz ya. Düşündüm ben de. Neden böyle bir hayali olduğunu. 10 yaşında bir çocuk olarak, çok daha farklı ve hatta ulaşılamaz, ütopik hayaller kurabilecekken, neden bu kadar gerçekçi ve somut, maddiyata dönük bir hayal yaratmıştı?
Ve birkaç yanıt buldum kendimce. Bunlardan ilki, oğlumun yetiştiği sosyal çevrede, arkadaşları arasında, çok sayıda zengin, güzel evleri olan çocuklar vardı. Bazen onların doğum günlerine katıldığında evlerinin hatta odalarının ne kadar güzel olduğunu, akşam geldiğinde annesine ve bana anlatırdı. İleride bize ait böyle bir evin olmasını dilerdik arkasından. Yaşadığımız evin durumu da göz önüne alındığında, üzülerek de olsa, bu duygu ve düşünceleri kabul etmemek imkansızdı.
Bulduğum bir başka yanıt ise, az önceki ilk durumu önemsemediğini düşünsek bile, var olan kendi odası ile ilgili düşünceleri ve beklentileriydi. Küçük ve sıkışık bir odada, kendine ait, hayal dünyasına ait bir odaya sahip olmaması, üzüyordu onu. Öyleydi gerçekten de. Bir çocuk odası, oğlumun odası, daha güzel ve ona layık olmalıydı. Ama değildi.
Bir diğer yanıt; annesiyle benim aramdaki diyaloglarda, annesinin var olan ve kiracı olarak yaşadığımız evimizle ilgili, belki de haklı olarak sitem ettiği ve hatta onu kızdıran durumlarda saklı. Yaşam düşüncemize göre uygun olmayan ancak bir türlü değiştiremediğimiz bir evde yaşıyor olmak hepimizi olumsuz etkilemekte ve mutsuz etmekteydi. Bunu değiştirmek için baba olarak benim de bir şey yapmadığım düşüncesi, annesini üzmek ve sinirlendirmekle birlikte hepimizin kafasında yer edinmişti bir kere.
Hangi yanıt, hangi neden olursa olsun, oğlumun hayalinin ya da hayallerinin bu kadar gerçek bir boyutta sıkışıp kalması benim için fevkalade hüzün verici. Bir baba olarak ilk görevim, havuzlu bir eve sahip olmak değil belki ama ailemle ilgili yaşam standardını oluştururken, özellikle oğlumun hayal gücüne zarar vermemek, onun olabildiğince özgür düşünen, yaratıcı, özgüven sahibi bir birey olmasını sağlamaktı. Yaşamla mücadele ederken karşılaştığımız zorluklar karşısında galip gelerek, oğluma, Utku’ma iyi bir gelecek hazırlayabilme gayreti içerisindeyken, o da normalden hızlı olgunlaştığı görmek hem sevindirici hem de üzüntü vericiydi. Hele işimin ve mesleğimin, çocukların ve gençlerin, geleceğe sağlıklı ve mutlu ulaşmaları için rehberlik yapmak olduğunu düşünecek olursanız, özellikle kendi oğlum için biraz daha özen göstermem gerektiğini gösteriyordu bana.
Hani ne derler bilirsiniz!.. “Terzi kendi söküğünü dikemezmiş.”. Böyle olmaması ve oğlumun bu hayaline ve daha sonra oluşturacağı hayallerine ulaşması için daha çok çalışmalıyım. Maç ne mi oldu? İnanın hatırlamıyorum. Çünkü ben kendi mücadeleme odaklanmıştım ve maçın bitmesine çok zaman vardı.
BİREYSEL FARKINDALIK
Siyasetin ve ekonominin her geçen gün kötüye gittiği şu günlerde, etkileriyle mücadele edip, hayatta kalmaya çalışıyoruz. Bu nedenle ki, geleceğimizle ilgili kaygılarımız artıyor ve nasıl bir çözümün bizleri rahatlatacağını bilmiyoruz. Diğer taraftan; aile birliğimiz, geçim derdi, saygı ve sevgi eksikliği gibi birtakım nedenlerle temelden sarsılıyor. Ayrıca; çocuklarımız birer yarış atı gibi koşarlarken, eksiklerini tamamlama yolunda inanılmaz bir gayret içerisine giriyoruz. Bütün bunlar varken bir de, toplumu oluşturan bireyler olarak sabırsız, saygısız olmaya başladık. Herkes patlamaya hazır bir bomba gibi ortalıkta dolaşıyor. Hep bir stres içinde ve depresif(üzgün-mutsuz) haldeyiz. Peki; bütün bu olumsuzlukların üstesinden başarıyla gelmemiz için acaba kime ve neye ihtiyacımız var?
Kimse benim sorunumu çözemez, kimseye ihtiyacımız yok diyorsanız, yanılıyorsunuz. Sorunlarınızın üstesinden gelmeyi ve yaşama daha pozitif bakmak sizin elinizde. Ama öncelikle kendimizin farkında olmanız gerekiyor. Yaşam Koçluğu’nu, “Şu anda bulunduğunuz yer ile varmak istediğiniz yer arasındaki mesafeyi ortadan kaldırma sürecidir.” diye tanımlamıştık. Bu yolculuğun anlamlı geçmesi için, öncelikle “Şu anda bulunduğumuz yer”i belirlemeliyiz. Bunu belirlerken, öncelikle aşağıda yer alan sorulara bir yanıt düşünün.
1. Hayal ettiğiniz, istediğiniz gibi bir hayatı mı yaşıyorsunuz? Yoksa siz de başkaları gibi, bir başkasının tasarladığı ya da size uygun görülen bir yaşamı mı?
2. Hep hayalinizdeki gibi yaşam arzuladınız ancak ulaşabilmek için ne yapmanız gerektiğini bilmiyor musunuz?
3. Hedefleriniz, artık hayalleriniz mi oluyor? Hedeflerinize ulaşmak için gerekli olan strateji, cesaret, motivasyona sahip misiniz?
Bu soruların yanıtlarını ararken, anne-babanızdan, eşinizden, arkadaşlarınızdan, hatta çocuklarınızdan, psikologlardan yardım alabilirsiniz. Ancak ünlü bir düşünürün; “Hakikat, topluca aranan bir şey değildir.” dediği gibi, sonuçta, tamamen kendimize dönmemiz ve özümüzü analiz etmemiz gerekmektedir.
Bireysel farkındalık, elde ettiğimiz bütün sonuçların sebebini kendimizde aramakla ve yaşamımızın sorumluluğunu almakla başlar. Yunus Emre’nin dediği gibi, “İlim, kendin bilmektir.” Kendini keşfe çıkmak, tanımak, hemen başlanması gereken ve ömür boyu devam bir yolculuktur. Bunu yaparken, hem Doğu hem de Batı kültürlerinde kullanılan bazı yöntemlerden yararlanabilirsiniz. Yoga, Feng Shui, Reiki, NLP, Beden Dili, Pozitif düşünce ve kişisel gelişim yöntemleri bunlardan bazıları. Ancak, ben daha basit ve tek başınıza uygulayabileceğiniz bir yöntemden bahsedeceğim. Ben buna, “KEFE Analizi” diyorum. Yabancı değil aslında. İşletmelerde uyguladığımız, İngilizce S-W-O-T baş harflerinden oluşan ve “SWOT Analizi” olarak bilinen çalışmanın, bireylere uygulanmasıdır.
4 aşamadan oluşuyor. Şimdi sizlerden ricam, kağıt ve kalemi elinize almanız ve soracağım sorulara dürüstçe yanıt vermeniz. İlk aşamada sizlerin “Kuvvetli Yönler”inizi belirleyeceğiz.
1. Ne de iyiyim? Neyi iyi yaparım?
2. Beni diğer insanlardan üstün kılan özelliklerim neler?
3. Hangi temel yeteneklere sahibim? Beni diğer insanlardan ayıran beceriler nelerdir?
4. Başkaları güçlü yanım olarak neleri görmekteler, güçlü olduğum yönler nelerdir?
İkinci aşamada, “Eksik Yönler”imizi bulacağız.
1. Neleri kötü yapıyorum? Neleri iyileştirmeye gereksinim var?
2. Hangi konularda kendime güvenmiyorum? Bu konularda kendime güvenmememin nedenleri nelerdir?
3. Başkaları hangi konularda benden iyiler?
4. Başkalarının gözünde ne tür eksikliklerim var?
Üçüncü aşamada, “Fırsatlar”ımız var. Bunlar, bizim, kuvvetli yönlerimizin etkisini arttıran, eksik yönlerimizi ortadan kaldırmamızı sağlayacak, bizim dışımızda bulunan durumlardır.
1. Önümde duran fırsatlar neler?
2. Çevremde ne tür ilginç şeyler yaşanmakta?
3. Fırsat yaratan kaynaklar: Yerel olaylar, sosyo-kültürel farklılıklar, bakış açısı, odaklanmalar neler?
Son aşamada ise, “Engeller”imiz var. Bizim başarılı, mutlu olmamızı engelleyecek, güçlü yönlerimizi kullanmamızı, zayıf yönlerimizi gidermemizi imkansız hale getirecek, dışarıdan kaynaklanan tehditlerden bahsediyorum.
1. Çıktığım yolda ne gibi engeller karşıma çıkabilir?
2. Diğer insanların yaklaşımları bir engel olabilir mi?
3. Ne gibi olaylar beni hedefime ulaşmaktan alıkoyabilir?
4. Bu engeller konusunda bugünden bir şey yapılabilir mi?
5. Bu engellerle karşılaştığımda hangi donanıma sahip olmam gerekir ki aşayım?
Bireysel farkındalık, yolculuğumuzun başlangıcı aslında...
Kimse benim sorunumu çözemez, kimseye ihtiyacımız yok diyorsanız, yanılıyorsunuz. Sorunlarınızın üstesinden gelmeyi ve yaşama daha pozitif bakmak sizin elinizde. Ama öncelikle kendimizin farkında olmanız gerekiyor. Yaşam Koçluğu’nu, “Şu anda bulunduğunuz yer ile varmak istediğiniz yer arasındaki mesafeyi ortadan kaldırma sürecidir.” diye tanımlamıştık. Bu yolculuğun anlamlı geçmesi için, öncelikle “Şu anda bulunduğumuz yer”i belirlemeliyiz. Bunu belirlerken, öncelikle aşağıda yer alan sorulara bir yanıt düşünün.
1. Hayal ettiğiniz, istediğiniz gibi bir hayatı mı yaşıyorsunuz? Yoksa siz de başkaları gibi, bir başkasının tasarladığı ya da size uygun görülen bir yaşamı mı?
2. Hep hayalinizdeki gibi yaşam arzuladınız ancak ulaşabilmek için ne yapmanız gerektiğini bilmiyor musunuz?
3. Hedefleriniz, artık hayalleriniz mi oluyor? Hedeflerinize ulaşmak için gerekli olan strateji, cesaret, motivasyona sahip misiniz?
Bu soruların yanıtlarını ararken, anne-babanızdan, eşinizden, arkadaşlarınızdan, hatta çocuklarınızdan, psikologlardan yardım alabilirsiniz. Ancak ünlü bir düşünürün; “Hakikat, topluca aranan bir şey değildir.” dediği gibi, sonuçta, tamamen kendimize dönmemiz ve özümüzü analiz etmemiz gerekmektedir.
Bireysel farkındalık, elde ettiğimiz bütün sonuçların sebebini kendimizde aramakla ve yaşamımızın sorumluluğunu almakla başlar. Yunus Emre’nin dediği gibi, “İlim, kendin bilmektir.” Kendini keşfe çıkmak, tanımak, hemen başlanması gereken ve ömür boyu devam bir yolculuktur. Bunu yaparken, hem Doğu hem de Batı kültürlerinde kullanılan bazı yöntemlerden yararlanabilirsiniz. Yoga, Feng Shui, Reiki, NLP, Beden Dili, Pozitif düşünce ve kişisel gelişim yöntemleri bunlardan bazıları. Ancak, ben daha basit ve tek başınıza uygulayabileceğiniz bir yöntemden bahsedeceğim. Ben buna, “KEFE Analizi” diyorum. Yabancı değil aslında. İşletmelerde uyguladığımız, İngilizce S-W-O-T baş harflerinden oluşan ve “SWOT Analizi” olarak bilinen çalışmanın, bireylere uygulanmasıdır.
4 aşamadan oluşuyor. Şimdi sizlerden ricam, kağıt ve kalemi elinize almanız ve soracağım sorulara dürüstçe yanıt vermeniz. İlk aşamada sizlerin “Kuvvetli Yönler”inizi belirleyeceğiz.
1. Ne de iyiyim? Neyi iyi yaparım?
2. Beni diğer insanlardan üstün kılan özelliklerim neler?
3. Hangi temel yeteneklere sahibim? Beni diğer insanlardan ayıran beceriler nelerdir?
4. Başkaları güçlü yanım olarak neleri görmekteler, güçlü olduğum yönler nelerdir?
İkinci aşamada, “Eksik Yönler”imizi bulacağız.
1. Neleri kötü yapıyorum? Neleri iyileştirmeye gereksinim var?
2. Hangi konularda kendime güvenmiyorum? Bu konularda kendime güvenmememin nedenleri nelerdir?
3. Başkaları hangi konularda benden iyiler?
4. Başkalarının gözünde ne tür eksikliklerim var?
Üçüncü aşamada, “Fırsatlar”ımız var. Bunlar, bizim, kuvvetli yönlerimizin etkisini arttıran, eksik yönlerimizi ortadan kaldırmamızı sağlayacak, bizim dışımızda bulunan durumlardır.
1. Önümde duran fırsatlar neler?
2. Çevremde ne tür ilginç şeyler yaşanmakta?
3. Fırsat yaratan kaynaklar: Yerel olaylar, sosyo-kültürel farklılıklar, bakış açısı, odaklanmalar neler?
Son aşamada ise, “Engeller”imiz var. Bizim başarılı, mutlu olmamızı engelleyecek, güçlü yönlerimizi kullanmamızı, zayıf yönlerimizi gidermemizi imkansız hale getirecek, dışarıdan kaynaklanan tehditlerden bahsediyorum.
1. Çıktığım yolda ne gibi engeller karşıma çıkabilir?
2. Diğer insanların yaklaşımları bir engel olabilir mi?
3. Ne gibi olaylar beni hedefime ulaşmaktan alıkoyabilir?
4. Bu engeller konusunda bugünden bir şey yapılabilir mi?
5. Bu engellerle karşılaştığımda hangi donanıma sahip olmam gerekir ki aşayım?
Bireysel farkındalık, yolculuğumuzun başlangıcı aslında...
31 Ocak 2008 Perşembe
Yeni Yılı Bir Geçe...
Bütün yıl çalışıp didiniriz. Aklımızda, yüreğimizde olan, olmasını arzuladığımız ve hatta taa önceden yaptığımız planları gerçekleştirerek, yaşamımızı değiştirmeyi isteriz. Kimisi; çektiği gönül yarasının sona ermesini ve sevdiğine kavuşmayı, kimisi bir an önce borçlarının bitmesini, kimisi iş yaşamında beklediği, hatta artık geciktiğini düşündüğü terfiyi almayı bekler. Bütün yıl boyunca sabreder, çalışır, mücadele eder ve mutlu sona ulaşmayı bekler. Nerdeyse bütün gayreti onun içindir.
Haksızlık etmeyelim tabii. Bir yıl içinde biten, beklenen durumların da gerçekleştiği zamanlar vardır. Örneğin; ne zamandır hayalini kurduğu ve sırf bu yüzden bütün harcamalarını ve yaşam standartlarını düşük tutarak, evinin ya da arabasının borcunu ödeyip bitenler vardır. Ya da asker yolu gözleyen nişanlının, sevgilinin ve tabii ananın oğlu, askerliğini sağ salim bitirip geri döner. Mecburi hizmet süresini tamamlayan bir memur, bir doktor için mesela, tayin zamanı gelmiştir artık. Ve bir bebek dünyaya gelir 9 ay 10 günde…
Hani ekonomistler hep söylerler ya; yılın dördüncü çeyreği diye. Eylül ayı gelince; yaz bitip, artık sonbahara girince, okullar açılınca, insanlar yıllık izinlerini kullanıp da işlerinin başına dönünce, düşünmeye başlarlar. Çok karamsar olmasalar da daha derin düşüncelere dalarlar. Yılın başında konulmuş hedefleri gerçekleştirmek için artık 3 ay kalmıştır. Kış yaklaşmaktadır ve tabii yılın sonu da... İnsan yavaş yavaş bir yokuş çıkmaya başlar gibi, yılın sonuna doğru hızı yavaşlar sanki. Aksine, bitirilmemiş işlerin bitirilmesi, hedeflenen yada beklenen değişimin gerçekleşmesi için daha hızlı davranılmalıdır oysa. Garip bir çelişkidir bu.
Aralık ayı girince neler olur dersiniz? Yılın son ayı sanki bir tüneldir yaşamımızda. Bir taraftan yorgunluk kaplar içimizi, bütün yıl çabalamış olmanın sonucu olarak; diğer taraftan yapamadıklarımızı bir sonraki yıl tamamlama düşüncesi ve yeni umutlar heyecanlandırır bizleri. Zaman o kadar hızlı geçmiştir ki; hiçbir şey aynı yerinde durmamıştır. Değişmiştir her şey. Ne tecrübeler kazanmışızdır. Belki de ne paralar… Ancak biz göremeyiz olumlu sonuçları. Çünkü aklımızda beklentilerimiz vardır, isteklerimiz vardır. Onlara ulaşmak için ne harcadığımız paralar gözümüze görünür, ne de gerçekleşen değişim bizleri biraz daha mutlu bir insan yapmaya yeter.
Sonra Aralık ayının son haftası gelir çatar. Peki, ne olur sizce? Kutlama zamanı yaklaşmıştır artık. Tüm sevdiklerimizin katılacağı, yeni yıldan beklentilerin dile getirileceği, her şeyin daha güzel olması için, güzel insanlarla, güzel ve mutlu bir şekilde eğlenerek girilecektir yeni yıla. Herkes farklı organizasyonlar yapsa da amaç aynıdır. “Yeni yılı mutlu ve umutla karşılamak”…
Lütfen gözlerinizi kapatın ve düşleyin. Son akşamdasınız. Yani 31 Aralık akşamı. Evinizde ailenizle, bir arkadaşınızın evinde sevdiğiniz dostlarınızlasınız. Ya da dışarıda, müzikli bir eğlence yerindesiniz. Yemekler, içecekler, balonlar, konfetiler vs. Her yer çok kalabalık. Eğer dışarıda değilseniz, sizinle bir yılını beraber geçirmiş dostlarınızla birlikteyseniz, geçmiş yılın daha doğrusu geçiyor olan yılın muhasebesini yaparsınız. İyiler, kötüler, hatalar, tecrübeler paylaşırsınız. Ardından; “Aman be! Hepsi geride kaldı.” Diyerek, gülüşerek, hep bir ağzından şarkılar söylersiniz. Dışarıdaysanız, bütün sıkıntılarınıza inat, göbek atar, içkinizi yudumlar, sevdiklerinizle zamanın gece yarısına gelmesini beklersiniz. Büyük bir aksilik olmamışsa eğer, zaman çok güzel, çok keyifli geçmiştir. Saat 24:00’e birkaç dakika kala, heyecan artar. Muhtemelen çakır keyif bile olmuşsunuzdur. Sevdikleriniz yanınızda, eşiniz, sevgiliniz yada çocuklarınız kollarınızın altında mutludurlar.
Sonra saymaya başlarsınız… 10, 9, 8, 7, 6, 5, 4, 3, 2 ,1 ve 0…. Mutlu yıllarrrrr!....
Sevdiklerinizi önce, ardından dostlarınızı kucaklar, öpersiniz. Yeni yıla ait ilk dileklerinizi paylaşırsınız. Yeni yılın şerefine kadeh kaldırırsınız.
İlk 5 dakika böyle geçer. Saatinize bakarsınız. O size yeni bir yıla girdiğinizi söyler. Ve birden herkes yavaşça sakinleşir. Televizyondaki şarkının sesi yenice duyulmaya başlar. Çocuklardan uykuya dalmamış olanlar, yavaşça uyku moduna girerler. Eşle, sevgili ile yapılan bir dans, içkiden alınan bir yudum… Yılın ilk dakikaların en güzel anlarıdır.
Yokuşu tırmanan, tepeye ulaşan birisi gibi bütün yorgunluk artık su yüzüne çıkmıştır. bir şeyi başarmış olmanın huzuru, yeni bir fırsat yakalamanın ayrıcalığını hissedersiniz. Artık inişe geçme zamanı gelmiştir. Yılın ilk çeyreği hızlanma zamanıdır, yeni yıldan beklentilerin gerçekleşmesi için çaba sarfetmek gerektiğini bilirsiniz. Ama artık geceyi sonlandırmanın zamanı gelmiştir. Dışarıdaysanız evinize, yuvanıza dönmeli, evdeyseniz dostlarınız da “Kalkalım artık” dedikten sonra onları uğurlamalı, ardından güzel bir uyku çekilmeli ve ertesi güne umutla başlanmalısınız.
Yeni yıl başlamıştır artık.
Haksızlık etmeyelim tabii. Bir yıl içinde biten, beklenen durumların da gerçekleştiği zamanlar vardır. Örneğin; ne zamandır hayalini kurduğu ve sırf bu yüzden bütün harcamalarını ve yaşam standartlarını düşük tutarak, evinin ya da arabasının borcunu ödeyip bitenler vardır. Ya da asker yolu gözleyen nişanlının, sevgilinin ve tabii ananın oğlu, askerliğini sağ salim bitirip geri döner. Mecburi hizmet süresini tamamlayan bir memur, bir doktor için mesela, tayin zamanı gelmiştir artık. Ve bir bebek dünyaya gelir 9 ay 10 günde…
Hani ekonomistler hep söylerler ya; yılın dördüncü çeyreği diye. Eylül ayı gelince; yaz bitip, artık sonbahara girince, okullar açılınca, insanlar yıllık izinlerini kullanıp da işlerinin başına dönünce, düşünmeye başlarlar. Çok karamsar olmasalar da daha derin düşüncelere dalarlar. Yılın başında konulmuş hedefleri gerçekleştirmek için artık 3 ay kalmıştır. Kış yaklaşmaktadır ve tabii yılın sonu da... İnsan yavaş yavaş bir yokuş çıkmaya başlar gibi, yılın sonuna doğru hızı yavaşlar sanki. Aksine, bitirilmemiş işlerin bitirilmesi, hedeflenen yada beklenen değişimin gerçekleşmesi için daha hızlı davranılmalıdır oysa. Garip bir çelişkidir bu.
Aralık ayı girince neler olur dersiniz? Yılın son ayı sanki bir tüneldir yaşamımızda. Bir taraftan yorgunluk kaplar içimizi, bütün yıl çabalamış olmanın sonucu olarak; diğer taraftan yapamadıklarımızı bir sonraki yıl tamamlama düşüncesi ve yeni umutlar heyecanlandırır bizleri. Zaman o kadar hızlı geçmiştir ki; hiçbir şey aynı yerinde durmamıştır. Değişmiştir her şey. Ne tecrübeler kazanmışızdır. Belki de ne paralar… Ancak biz göremeyiz olumlu sonuçları. Çünkü aklımızda beklentilerimiz vardır, isteklerimiz vardır. Onlara ulaşmak için ne harcadığımız paralar gözümüze görünür, ne de gerçekleşen değişim bizleri biraz daha mutlu bir insan yapmaya yeter.
Sonra Aralık ayının son haftası gelir çatar. Peki, ne olur sizce? Kutlama zamanı yaklaşmıştır artık. Tüm sevdiklerimizin katılacağı, yeni yıldan beklentilerin dile getirileceği, her şeyin daha güzel olması için, güzel insanlarla, güzel ve mutlu bir şekilde eğlenerek girilecektir yeni yıla. Herkes farklı organizasyonlar yapsa da amaç aynıdır. “Yeni yılı mutlu ve umutla karşılamak”…
Lütfen gözlerinizi kapatın ve düşleyin. Son akşamdasınız. Yani 31 Aralık akşamı. Evinizde ailenizle, bir arkadaşınızın evinde sevdiğiniz dostlarınızlasınız. Ya da dışarıda, müzikli bir eğlence yerindesiniz. Yemekler, içecekler, balonlar, konfetiler vs. Her yer çok kalabalık. Eğer dışarıda değilseniz, sizinle bir yılını beraber geçirmiş dostlarınızla birlikteyseniz, geçmiş yılın daha doğrusu geçiyor olan yılın muhasebesini yaparsınız. İyiler, kötüler, hatalar, tecrübeler paylaşırsınız. Ardından; “Aman be! Hepsi geride kaldı.” Diyerek, gülüşerek, hep bir ağzından şarkılar söylersiniz. Dışarıdaysanız, bütün sıkıntılarınıza inat, göbek atar, içkinizi yudumlar, sevdiklerinizle zamanın gece yarısına gelmesini beklersiniz. Büyük bir aksilik olmamışsa eğer, zaman çok güzel, çok keyifli geçmiştir. Saat 24:00’e birkaç dakika kala, heyecan artar. Muhtemelen çakır keyif bile olmuşsunuzdur. Sevdikleriniz yanınızda, eşiniz, sevgiliniz yada çocuklarınız kollarınızın altında mutludurlar.
Sonra saymaya başlarsınız… 10, 9, 8, 7, 6, 5, 4, 3, 2 ,1 ve 0…. Mutlu yıllarrrrr!....
Sevdiklerinizi önce, ardından dostlarınızı kucaklar, öpersiniz. Yeni yıla ait ilk dileklerinizi paylaşırsınız. Yeni yılın şerefine kadeh kaldırırsınız.
İlk 5 dakika böyle geçer. Saatinize bakarsınız. O size yeni bir yıla girdiğinizi söyler. Ve birden herkes yavaşça sakinleşir. Televizyondaki şarkının sesi yenice duyulmaya başlar. Çocuklardan uykuya dalmamış olanlar, yavaşça uyku moduna girerler. Eşle, sevgili ile yapılan bir dans, içkiden alınan bir yudum… Yılın ilk dakikaların en güzel anlarıdır.
Yokuşu tırmanan, tepeye ulaşan birisi gibi bütün yorgunluk artık su yüzüne çıkmıştır. bir şeyi başarmış olmanın huzuru, yeni bir fırsat yakalamanın ayrıcalığını hissedersiniz. Artık inişe geçme zamanı gelmiştir. Yılın ilk çeyreği hızlanma zamanıdır, yeni yıldan beklentilerin gerçekleşmesi için çaba sarfetmek gerektiğini bilirsiniz. Ama artık geceyi sonlandırmanın zamanı gelmiştir. Dışarıdaysanız evinize, yuvanıza dönmeli, evdeyseniz dostlarınız da “Kalkalım artık” dedikten sonra onları uğurlamalı, ardından güzel bir uyku çekilmeli ve ertesi güne umutla başlanmalısınız.
Yeni yıl başlamıştır artık.
30 Ocak 2008 Çarşamba
"Kurumsal Koçluk" hizmeti nedir?
SORU 1 :
“ Verimliliği her geçen gün artan kurumların farklı olmasını sağlayan neden nedir?”
YANIT 1 :
“Bireylerin işlerini sevmeleri, yaptıkları işe ve yaşama bağlılıklarıdır.”
SORU 2 :
“Peki; bu nasıl sağlanır?”
YANIT 2 :
KOÇLUK İLİŞKİSİ İLE...:
“Bireysel ve kurumsal hedeflere ulaşmak için koç ve danışan arasında kurulan profesyonel bir değişim ilişkisidir.”
KOÇLUK İLİŞKİSİ - II
Kurumsal Koçluk(Corporate Coaching)
Kurumların, ulaşmak istedikleri hedefleriyle aynı doğrultuda değişimi planlayarak, doğru şekilde uygulayabilmelerini sağlayacak koçluk hizmetidir. Bu çalışmalarla, kurumların ve çalışanlarının katma değerlerini arttıracak biçimde değişmelerine ve güçlü yanlarını ortaya koymaları, vizyon ve stratejik hedeflerin belirlenmesine destek olmak amaçlanmaktadır. Karlılığın ve kurumsal başarının temeli, şirket yönetiminin ve çalışanlarının sürdürülebilir karlılık, başarı ve devamlı gelişen performans yaratmak için nasıl davrandığından geçer.
Kurumsal Koçluk hizmeti alan işletmelerde;
- Çalışanların aidiyet(sahiplenme) duygusu gelişir. Giriş-çıkış oranlarında azalma olur.
- Kurum içi çatışmalar en aza indirilir. Problemler azalır ve çoğu zaman oluşmadan engellenir. Bu dönemde kullanılan kaynaklar, performansı ve verimliliği artıracak daha önemli konulara ayrılır.
- Çalışanlarınla birlikte hedefler, stratejilerin belirlenir. Ortak bir karar sürecinden geçen bu değişiklikler herkes tarafından sahiplenilir.
- Çalışanların yetkinlikleri düzeyleri gelişir. Ayrıca; doğru yerde, doğru işleri yapan çalışanların motivasyonları da artar.
- Performans değerlendirme sürecinde aldıkları geribildirimlerle zayıf yönlerini nasıl geliştirecekleri konusunda bilinçlenirler ve eyleme geçerler.
- Kurumun vizyonuna ulaşmada etkin olacak çalışanların bireysel bazda vizyonları ve beklentileri tanımlanır. Yola devam edilecek yolcuların varolan eksiklikleri giderilir. Farklı olanlar için de onlara uygun yol haritası çıkarılır.
- Yaratıcı ve yeniliklere kolay uyum gösteren ve hatta etkin olacak çalışanlar kazanılmaya başlanır.
- Şirket içi iletişim kuvvetlenir; ast üst arasındaki kopukluklar azalır.
- Sorumluluk bilinci gelişirken, işin kalitesi artar.
- Çalışanların gelişimi, maliyet düşürücü etki yaratırken, aynı zamanda üretkenlik ve gelir artışına neden olur. Ve tabii; bütün bu faydaların sonucu kurumun performansı artar.
KENDİNİZE SORUN!...KURUMSAL KOÇLUK İÇİN SORULAR
1. İşinizi kurarken neyi dikkate aldınız? Kaynaklarınızı nasıl yönettiniz?
2. Bu işi seçmekteki temel amacınız nedir? Hedefleriniz net mi?
3. Organizasyonunuzu oluşturmakta sorun yaşadınız mı? Doğru yerde, doğru elemanlar mı çalışıyor?
4. Liderlik becerilerinizi sağlıklı bir şekilde elemanlarına aktaramıyor musunuz?
5. İnsan Kaynaklarınızı nasıl yönetiyorsunuz? Sisteminiz geçerli mi?
6. İş süreçlerinizi nasıl tanımladınız? Problemsiz çalışıyor mu?
7. Kurumsal başarı kriterlerinizi nasıl belirlediniz? Sizin için başarı olmanız neye bağlı?
8. Çalışanlarınızın eğitim ve gelişimlerini izliyor musunuz? Nasıl; planınız var mı?
9. Çalışanlarınızın memnuniyetini ölçüyor musunuz? Takip ediyor musunuz?
10. Yönetim ve karar verme becerilerinizde eksiklik mi yaşıyorsunuz?
11. Zamanınızı yönetirken hep gerilerde mi kalıyorsunuz?
12. Şirketinizin belirlenmiş bir vizyonu var mı? Ulaşmak istediğiniz yeri belirlediniz mi?
13. Vizyonunuza ulaşmak için neler yapıyorsunuz?
14. İşçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili çalışmalarınız var mı?
15. Müşterilerle ilişkileriniz nasıl? Müşteri mi kaybediyorsunuz?
16. Kalite yönetim çalışmaları yapıyor musunuz? Bununla ilgili hedefleriniz nelerdir?
17. Kurum kültürü oluşturma konusunda çalışmalarınız var mı?
18. Kurum içi iletişiminin gelişimi nasıl sağlıyorsunuz?
19. Kurumsal imaj oluşturmaya gereksinim duyuyor musunuz? Bu konularda profesyonel bir yardım alıyor musunuz?
20. Kurumsallaşma konusunda değişime ihtiyacınız var mı? Neler yapıyorsunuz?
“ Verimliliği her geçen gün artan kurumların farklı olmasını sağlayan neden nedir?”
YANIT 1 :
“Bireylerin işlerini sevmeleri, yaptıkları işe ve yaşama bağlılıklarıdır.”
SORU 2 :
“Peki; bu nasıl sağlanır?”
YANIT 2 :
KOÇLUK İLİŞKİSİ İLE...:
“Bireysel ve kurumsal hedeflere ulaşmak için koç ve danışan arasında kurulan profesyonel bir değişim ilişkisidir.”
KOÇLUK İLİŞKİSİ - II
Kurumsal Koçluk(Corporate Coaching)
Kurumların, ulaşmak istedikleri hedefleriyle aynı doğrultuda değişimi planlayarak, doğru şekilde uygulayabilmelerini sağlayacak koçluk hizmetidir. Bu çalışmalarla, kurumların ve çalışanlarının katma değerlerini arttıracak biçimde değişmelerine ve güçlü yanlarını ortaya koymaları, vizyon ve stratejik hedeflerin belirlenmesine destek olmak amaçlanmaktadır. Karlılığın ve kurumsal başarının temeli, şirket yönetiminin ve çalışanlarının sürdürülebilir karlılık, başarı ve devamlı gelişen performans yaratmak için nasıl davrandığından geçer.
Kurumsal Koçluk hizmeti alan işletmelerde;
- Çalışanların aidiyet(sahiplenme) duygusu gelişir. Giriş-çıkış oranlarında azalma olur.
- Kurum içi çatışmalar en aza indirilir. Problemler azalır ve çoğu zaman oluşmadan engellenir. Bu dönemde kullanılan kaynaklar, performansı ve verimliliği artıracak daha önemli konulara ayrılır.
- Çalışanlarınla birlikte hedefler, stratejilerin belirlenir. Ortak bir karar sürecinden geçen bu değişiklikler herkes tarafından sahiplenilir.
- Çalışanların yetkinlikleri düzeyleri gelişir. Ayrıca; doğru yerde, doğru işleri yapan çalışanların motivasyonları da artar.
- Performans değerlendirme sürecinde aldıkları geribildirimlerle zayıf yönlerini nasıl geliştirecekleri konusunda bilinçlenirler ve eyleme geçerler.
- Kurumun vizyonuna ulaşmada etkin olacak çalışanların bireysel bazda vizyonları ve beklentileri tanımlanır. Yola devam edilecek yolcuların varolan eksiklikleri giderilir. Farklı olanlar için de onlara uygun yol haritası çıkarılır.
- Yaratıcı ve yeniliklere kolay uyum gösteren ve hatta etkin olacak çalışanlar kazanılmaya başlanır.
- Şirket içi iletişim kuvvetlenir; ast üst arasındaki kopukluklar azalır.
- Sorumluluk bilinci gelişirken, işin kalitesi artar.
- Çalışanların gelişimi, maliyet düşürücü etki yaratırken, aynı zamanda üretkenlik ve gelir artışına neden olur. Ve tabii; bütün bu faydaların sonucu kurumun performansı artar.
KENDİNİZE SORUN!...KURUMSAL KOÇLUK İÇİN SORULAR
1. İşinizi kurarken neyi dikkate aldınız? Kaynaklarınızı nasıl yönettiniz?
2. Bu işi seçmekteki temel amacınız nedir? Hedefleriniz net mi?
3. Organizasyonunuzu oluşturmakta sorun yaşadınız mı? Doğru yerde, doğru elemanlar mı çalışıyor?
4. Liderlik becerilerinizi sağlıklı bir şekilde elemanlarına aktaramıyor musunuz?
5. İnsan Kaynaklarınızı nasıl yönetiyorsunuz? Sisteminiz geçerli mi?
6. İş süreçlerinizi nasıl tanımladınız? Problemsiz çalışıyor mu?
7. Kurumsal başarı kriterlerinizi nasıl belirlediniz? Sizin için başarı olmanız neye bağlı?
8. Çalışanlarınızın eğitim ve gelişimlerini izliyor musunuz? Nasıl; planınız var mı?
9. Çalışanlarınızın memnuniyetini ölçüyor musunuz? Takip ediyor musunuz?
10. Yönetim ve karar verme becerilerinizde eksiklik mi yaşıyorsunuz?
11. Zamanınızı yönetirken hep gerilerde mi kalıyorsunuz?
12. Şirketinizin belirlenmiş bir vizyonu var mı? Ulaşmak istediğiniz yeri belirlediniz mi?
13. Vizyonunuza ulaşmak için neler yapıyorsunuz?
14. İşçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili çalışmalarınız var mı?
15. Müşterilerle ilişkileriniz nasıl? Müşteri mi kaybediyorsunuz?
16. Kalite yönetim çalışmaları yapıyor musunuz? Bununla ilgili hedefleriniz nelerdir?
17. Kurum kültürü oluşturma konusunda çalışmalarınız var mı?
18. Kurum içi iletişiminin gelişimi nasıl sağlıyorsunuz?
19. Kurumsal imaj oluşturmaya gereksinim duyuyor musunuz? Bu konularda profesyonel bir yardım alıyor musunuz?
20. Kurumsallaşma konusunda değişime ihtiyacınız var mı? Neler yapıyorsunuz?
"Yaşam Koçluğu" kavramını tanıyalım...
SORU 1 :
“ Performansı yüksek bireyleri farklı kılan nedir?”
YANIT 1 :
“Bireylerin kendilerini sevmeleri ve yaşama bağlılıklarıdır.”
SORU 2 :
“Peki; bu nasıl sağlanır?”
YANIT 2 :
KOÇLUK İLİŞKİSİ İLE...:
“Bireysel ve kurumsal hedeflere ulaşmak için koç ve danışan arasında kurulan profesyonel bir değişim ilişkisidir.”
KOÇLUK İLİŞKİLERİ
Yaşam Koçluğu (Life Coaching)
Psikolojik problemi olmayan ve yaşamını normal davranışlar sergileyerek sürdüren bireylerin, belirledikleri hedeflere daha hızlı ve etkili ulaşmasına yardımcı olmak amacıyla verilen bireysel destek hizmetidir. Tedavi edici değil, geliştiricidir. İş yaşamından başını kaldıramamaktan, yakınlarına ve kendine zaman ayıramamaktan şikayet eden ya da hayatı boyunca ne yapmak ve ne olmak istedikleri konusunda belirsizlik yaşayan bireylerin yaşam kalitesini arttırmak amacıyla, şuanın ve geleceğin kurgulanmasıdır. Yaşam koçluğu, kısa süren bir danışmanlık hizmeti değil sürekli verilen bir destek sürecidir. Bu desteğin sonucunda; bireylerin hedeflerine ulaşırken daha az hata, daha az bedel ve daha az zamanda, daha verimli ulaşmasını sağlar. Her ihtiyaç duyulduğunda, ön yargısız ve pratik çözümler sunulur.
Yaşam Koçuna sahip bireyler;
- Kendi yaşamlarının lideri olurlar. Bireysel farkındalıklarını sağlar.
- Vizyon, misyon ve kişisel hedeflerini tanımlarlar. Gelecekle ilgili kaygıları azalır, geleceklerini daha iyi yönetirler.
- Gelişime ve değişime açık bir bakış açısı kazanırlar. Belirledikleri hedeflere ulaşmak için gerekli becerileri kazanırlar.
- Yaşamdan aldıkları manevi tatmin artar. Daha mutlu ve pozitif enerjiye sahip olurlar.
- Aynı zamanda sorumluluklarını da yerine getirerek daha verimli bir yaşam sürerler.
- Çevreleri ile ilişkileri olumlu yönde gelişir. Aranan ve dinlenen bireyler olurlar.
- Özel ve profesyonel yaşamları arasındaki dengeyi sağlarlar.
- Ertelemeyi bırakırlar, eyleme geçerler.
- Öz disiplin sağlarlar. Daha kararlı, daha planlı ve kontrollü olurlar.
- Kaynaklarını(zaman, para, emek) daha etkin kullanırlar.
KENDİNİZE SORUN!...YAŞAM KOÇLUĞU İÇİN SORULAR
1. Hayal ettiğiniz, istediğiniz gibi bir hayatı mı yaşıyorsunuz? Yoksa siz de başkaları gibi, bir başkasının tasarladığı ya da size uygun görülen bir yaşamı mı?
2. Yaşama sevincinizi kaybettiğinizi düşünüyor musunuz? Hayatı anlamakta zorluk mu çekiyorsunuz?
3. Hedefleriniz, artık hayalleriniz mi oluyor? Hedeflerinize ulaşmak için gerekli olan strateji, cesaret, motivasyon mu eksik?
4. Gerçekçi hedefler belirlemekte zorluk mu çekiyorsunuz?
5. Geçmiş hatalarınız peşinizi bırakmıyor mu, yeni bir gelecek planına mı ihtiyacınız var?
6. Hep hayalinizdeki gibi yaşam arzuladınız ancak ulaşabilmek için ne yapmanız gerektiğini bilmiyor musunuz?
7. Önemli kararları almanın öncesinde çok mu gerginsiniz?
8. Hayatınızdaki değişimi nereden başlatacağınızı bilmiyor musunuz? Yoksa cesaretiniz mi yok?
9. Başarılı bir özel ve iş yaşamına sahip olabilmeniz konusunda kendinizi yalnız mı hissediyorsunuz?
10. İnsanlarla ilişkilerinizde sorunlar mı yaşıyorsunuz?
11. İnsanların sizi anlamadığını mı düşünüyorsunuz?
12. Ailenizle, iş arkadaşlarınız, çalışanlarınız veya yöneticilerinizle daha huzurlu bir iletişim mi istiyorsunuz?
13. Başardınız, hedefinize ulaştınız... Peki; şimdi ne olacak? “Bu kadar mıymış?”... Gerçekten; sizin başarı tanımınız nedir? Siz başarınızı neyle ölçersiniz? Nedir kriteriniz?
“ Performansı yüksek bireyleri farklı kılan nedir?”
YANIT 1 :
“Bireylerin kendilerini sevmeleri ve yaşama bağlılıklarıdır.”
SORU 2 :
“Peki; bu nasıl sağlanır?”
YANIT 2 :
KOÇLUK İLİŞKİSİ İLE...:
“Bireysel ve kurumsal hedeflere ulaşmak için koç ve danışan arasında kurulan profesyonel bir değişim ilişkisidir.”
KOÇLUK İLİŞKİLERİ
Yaşam Koçluğu (Life Coaching)
Psikolojik problemi olmayan ve yaşamını normal davranışlar sergileyerek sürdüren bireylerin, belirledikleri hedeflere daha hızlı ve etkili ulaşmasına yardımcı olmak amacıyla verilen bireysel destek hizmetidir. Tedavi edici değil, geliştiricidir. İş yaşamından başını kaldıramamaktan, yakınlarına ve kendine zaman ayıramamaktan şikayet eden ya da hayatı boyunca ne yapmak ve ne olmak istedikleri konusunda belirsizlik yaşayan bireylerin yaşam kalitesini arttırmak amacıyla, şuanın ve geleceğin kurgulanmasıdır. Yaşam koçluğu, kısa süren bir danışmanlık hizmeti değil sürekli verilen bir destek sürecidir. Bu desteğin sonucunda; bireylerin hedeflerine ulaşırken daha az hata, daha az bedel ve daha az zamanda, daha verimli ulaşmasını sağlar. Her ihtiyaç duyulduğunda, ön yargısız ve pratik çözümler sunulur.
Yaşam Koçuna sahip bireyler;
- Kendi yaşamlarının lideri olurlar. Bireysel farkındalıklarını sağlar.
- Vizyon, misyon ve kişisel hedeflerini tanımlarlar. Gelecekle ilgili kaygıları azalır, geleceklerini daha iyi yönetirler.
- Gelişime ve değişime açık bir bakış açısı kazanırlar. Belirledikleri hedeflere ulaşmak için gerekli becerileri kazanırlar.
- Yaşamdan aldıkları manevi tatmin artar. Daha mutlu ve pozitif enerjiye sahip olurlar.
- Aynı zamanda sorumluluklarını da yerine getirerek daha verimli bir yaşam sürerler.
- Çevreleri ile ilişkileri olumlu yönde gelişir. Aranan ve dinlenen bireyler olurlar.
- Özel ve profesyonel yaşamları arasındaki dengeyi sağlarlar.
- Ertelemeyi bırakırlar, eyleme geçerler.
- Öz disiplin sağlarlar. Daha kararlı, daha planlı ve kontrollü olurlar.
- Kaynaklarını(zaman, para, emek) daha etkin kullanırlar.
KENDİNİZE SORUN!...YAŞAM KOÇLUĞU İÇİN SORULAR
1. Hayal ettiğiniz, istediğiniz gibi bir hayatı mı yaşıyorsunuz? Yoksa siz de başkaları gibi, bir başkasının tasarladığı ya da size uygun görülen bir yaşamı mı?
2. Yaşama sevincinizi kaybettiğinizi düşünüyor musunuz? Hayatı anlamakta zorluk mu çekiyorsunuz?
3. Hedefleriniz, artık hayalleriniz mi oluyor? Hedeflerinize ulaşmak için gerekli olan strateji, cesaret, motivasyon mu eksik?
4. Gerçekçi hedefler belirlemekte zorluk mu çekiyorsunuz?
5. Geçmiş hatalarınız peşinizi bırakmıyor mu, yeni bir gelecek planına mı ihtiyacınız var?
6. Hep hayalinizdeki gibi yaşam arzuladınız ancak ulaşabilmek için ne yapmanız gerektiğini bilmiyor musunuz?
7. Önemli kararları almanın öncesinde çok mu gerginsiniz?
8. Hayatınızdaki değişimi nereden başlatacağınızı bilmiyor musunuz? Yoksa cesaretiniz mi yok?
9. Başarılı bir özel ve iş yaşamına sahip olabilmeniz konusunda kendinizi yalnız mı hissediyorsunuz?
10. İnsanlarla ilişkilerinizde sorunlar mı yaşıyorsunuz?
11. İnsanların sizi anlamadığını mı düşünüyorsunuz?
12. Ailenizle, iş arkadaşlarınız, çalışanlarınız veya yöneticilerinizle daha huzurlu bir iletişim mi istiyorsunuz?
13. Başardınız, hedefinize ulaştınız... Peki; şimdi ne olacak? “Bu kadar mıymış?”... Gerçekten; sizin başarı tanımınız nedir? Siz başarınızı neyle ölçersiniz? Nedir kriteriniz?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)